Sayfa yükleniyor, lütfen bekleyiniz. SİTEMİZE HOŞ GELDİNİZ.
   
  Yaşamda tek zevk ve mutluluk ancak; gelecek kuşakların onuru, varlığı ve mutluluğu için çalışmakla sağlanır. ATATÜRK
 

 

   

     SUNUŞ

      

   

 

GÜNEŞİN  ÇİÇEKLERİ  GİBİ, SANAT  TA  HAYATA  RENK  VERİR

  Ana sayfa

OKUL ÖNCESİNDEN LİSE SON SINIFA KADAR RESİM EĞİTİMİ

Türk Resmi


Teknoloji ve Sanat

SERGİLER (Canan&Murat ATASOY-Ümit KAN - Soner Göksay) Hocam Turan ENGİNOĞLU

Nurşen GÖRŞEN Sergisi

Hakkımda

Fotoğraf Sanatı

AN'lardan İZLER

OKULUMUZ -TÖRENLERİMİZ

Öğrenci Durağı

Çocuklar için Projeler

Mutlu Birey e-dergi

Güzel Sanatlar Fakültelerine Hazırlık Programı&

İmgelerin Gizi
Öğrenci Kaynağı

Düşünce atölyesi

Grafik Sanatlar
Geleneksel Sanatlar

Düşün Güldürüler
Göz Yanılsamaları/

20.yy Sanat Akımları OPART
Resim her yere yapılır/Görsel Söyleşiler


Üç boyutlu ilginç çalışmalar       

Stereogramlar

Origami Sanatı

SANAT TOPLUM İÇİNDİR kaynak sunularım

Görsel Bulmaca


Sanat Bilginizi sınayın 2

Öz ve Görsel Söyleşiler


Üyelerimizden Gelenler

SENDİKAM: Mevzuat, Kanun ve Tüzükler

nursence

Konuk Defteri     Sık kullanılanlara ekle

                                                                                                                               

                        

                                                                                                                                                 
Nurşen GÖRŞEN resim seçkileri

sanatsal grup

Eğitim ve Sanata ilişkin güncel konularda yorumlarını paylaşır. Uzaktan eğitim - Sanat eğitimine katkı verir.

Arşivlere Göz At 
sanatsal gruba kayıt ol

.:HABERLER:.

    RESMİ GAZETE

   Sanat Eğitimi: Kendi Alanımızın Adamı Olmak(*)
 


      "Bu sabah uyandım, kalktım, yüzümü yıkadım ve ansızın öyle geldi ki bana, bu dünyada her şeyin anlamı açık benim için! Ve nasıl yaşamam gerektiğini biliyorum... İnsan kim olursa olsun, emek harcamalı, ter dökmelidir: ve yaşamın anlamı, amacı, mutluluğu ve coşkusu sadece bundadır..."(1)

      "Benim tanıdığım plastik sanatlar mensuplarının hemen tümüne yakın bölümü ömürlerinde hiç kitap okumadılar. Gelişmek için de hiçbir çaba harcamadılar.  Hoca olanlar bu özelliklerini öğrencilerine de aşıladılar. Ama bunun yarattığı gizlenemez eksiklikleri sürekli olarak; üstün yetenekli, başarılı, en iyi bilen ve en büyük rolünü oynayarak kapatmak istediler."(2)

      "Çalışmak gerekir, çalışmak. Emeğin ne olduğunu bilmediğimiz için mutsuzuz böyle, yaşam böylesine karanlık görünüyor bize. Bizler çalışmayı hor gören insanlardan doğduk."(3)

      "Çalışkan olmak elvermez - karıncalar da çalışkandır. Ne için çalışıyorsun, amacın ne, onu söyle!"(4)

-Kendi alanımızın hakiki adamı olmak.

(1). ve (3): Anton Çehov (Üç Kızkardeş'den İrena)
(2): Özdemir Altan
(4): Henry Davit Thoreau
     

      Sanat öğrencisi neyi öğrenmelidir?*

 

        Öğreneceklerinden önce onlara öğretecek kişilerin ne gibi birikimlere sahip olması gerekiyor?*   

      "Gerçek ressamın tarihi bilmemesi düşünülebilir mi? Coğrafyaya, geometriye ve perspektife gereksinimi yok mudur? Ressam, nedenlerini ve etkilerini bilmediği şeyleri tam olarak betimleyebildiğinden emin olabilir mi? Bize tutkuları öğreten etik üzerine biraz olsun bir şeyler bilmeden, ruhun bu bağlamdaki devinimlerine ilişkin görsel imgeleri nasıl resmedebilir? Ressam, orantıları ve anatomiyi inceleyerek insanın dış görünüşünü öğrenirken, insanın ruhuna inebilmek zorundadır. Fizyonominin kuralları üzerine bir şeyler öğrenmeden, karakterlerini nasıl canlandırabilir? Eğer ressamın gereksindiği bütün bilgilerin dökümünü yapmaya kalkışsaydık, bu listeyi asla bitiremezdik."

* Fransız ressam Antoine Coypel'in Paris’te, Kraliyet Resim ve Heykel Akademisi'ne sunulan ve 1721 yılında basılan yazısı

             SANAT ve FELSEFE GÖRÜŞLERİ, Makaleler:          

            

YARATICILIK SEMİNERİMİN İÇERİĞİ     GELECEĞİN ŞEKİLLENMESİ İÇİN EĞİTİMDE YARATICILIK    TİYATRONUN DÜNYASINDA ÇOCUK/ ÇOCUĞUN YAŞAMINDA TİYATRO       SÖNMEYEN ALEV_YORGUN SAVAŞÇI     İNSANIN ve DOĞANIN YAPTIKLARI ÜZERİNE       İSTANBUL MODERN'İN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

            

AH ŞU KAVRAMLAR...             ÖZGÜRLÜK            EĞİTİM VE ÖZGÜRLÜK               EĞİTİM VE ÖĞRETMEN            EĞİTİM, İŞ, İŞSİZLİK VE ÇALIŞMA         GERÇEK VE DOĞRU           "İHLAL" ve NESNELEŞTİRME  

                 FELSEFE yeni yayınlar      

           

Muzaffer GÜRBOĞA              Ali ULUSOY         Devrim TOPSES       Zeki SARIHAN        Serap ETİKE          Mehmet ÖNER

           

DİL DIŞI GÖSTERGE OLARAK SANAT      PLASTİK SANATLARDA YAZ UYKUSU      SANATÇI ÇAĞININ SANIĞIDIR         KİMLİĞİN BİN YALANI:sanat eleştirisi         LAİK DOSTLARLA HASBIHAL                TÜRKER ALKAN'dan

 

TÜRKİYE'DE RESİM SANATI VE BATI ETKİLEŞİMİ

 

                     Nurşen Görşen/06.03.05

 

         Sanat, çevresindeki nesnelere anlamlar katan yaşam'ın yansımasıdır, toplumsal bir değerdir. Sanatçı çağının betimleme kavramlarını benimser. Toplumunun günlük yaşam davranışları, sloganları, işaret sistemleri ve birtakım tabu, ahlak, yasa kuralları ile yoğrulur, bu verilerle kaynaşır. Yaşamı sorgularken ruhsal ve zihinsel işlevleri çağı ile koşullu olduğundan,yaşadığı dönemin görsel görme biçimini ve Çağının ruhunu yansıtır. Kendi ulusal geleneğinden edindiği bilgi ve kavrayış değerlerini özümlemiş, zıtlıkların bilincine varabilen bir halk filozofu gibi duyar-düşünür. olumsuzluklar içinde İç güdülerinin gerekliliğiyle; somut ya da imgesel- yaşama anlam ve yorum katarak kendini olumlar, var eder.

    

           Ülkemizde Cumhuriyetin kuruluşuna değin gerçek anlamda sanat olgusuna yaklaşım, yok sayıcı ve yerici eleştirinin hakim olduğu dönemleri kapsar. İnanç düzeyinde, resimde suretin yasak ve günah olarak düşünülmesi nedeniyle mekanlarımız cami resimleriyle, hat-yazı, bezeme-dekoratif sanatlarla süslenirdi. Tanzimat döneminde Türk resim sanatı ancak minyatür geleneğiyle resmi tanımıştı. Resimler genellikle konularını o devrin devlet adamlarının savaş, tören, av ve sünnet düğünü gibi diğer yaşantılarından alırdı. Bu çalışmalarda perspektif kurallarına uyulmaz, ışık ve gölgeye yer verilmez, şekiller kendi rengine uygun olarak düz boyanırdı. Figürler kişilerin önemine göre büyük ya da küçük yapılır, süs motifleri de en ince ayrıntılarına kadar gösterilerek sulu boya ve guvaş teknikleriyle yapılırdı. Ancak ne ressamları, ne de eserleri tanınmıyordu. Sanatçılar eserlerine imza atmadıkları gibi yapıtlarını sergileyebilecekleri sergi salonları, sanat galerileri, müzeler yoktu. Çünkü bu dönem; sanatçıların sanat güçlerini ve yeteneklerinin ürünlerini değerlendirmenin ötesindeydi.

 

        Batı etkisinde Türk resmi Fatih'in saltanatı (1451-1481) döneminde başlar. Bu devirde İstanbul'a davet edilen İtalyan ressam Gentile Bellini Fatih'in portresini

ve bir madalyonunu yapmış, saraydaki bazı odaların duvarlarını resimlemişti. Fatih'in yaptığı bu hamle ancak saray duvarları arasında kalmıştı.

        Halbuki bu dönemde Avrupa resim sanatı Rönesans ile yağlı boya tekniğine dayalı en büyük ustalarını yetiştiriyordu. III.Ahmet döneminde (1703-1730) Avrupalı ressamların, çalışmalarını Dolmabahçe sarayında sergilemeleriyle Batı resim zevki toplumumuza yayılmış ve yağlı boya resme ilgi uyanmıştır. Türk resim sanatında Batı toplumlarıyla olan ilişkiler ve evrensel iletişim sonucu etkileşim dengeleri ile Osmanlı İmparatorluğunun özel konumu batı dünyası sanatında oryantalizm'i yaratırken, bizim onlardan etkilenişimizle yapılan ilk çalışmalar III.Selim (1793) ve II.Mahmut(1835) dönemine rastlar. Mühendis ve harp okullarına konulan resim dersleriyle, bu okullarda yetişen yetenekli gençler Avrupa'ya resim sanatı öğrenimine gönderilmiş, döndüklerinde üniversite hocalığı yapmışlardır. Realist çalışmalar yapan bu ressamlar; Şeker Ahmet Paşa natürmort ve  Peyzaj temasını işleyerek Türkiye'de ilk resim sergisini açmıştır. Osman Hamdi Bey eski eserler müzesini kurarak ilk kez müzecilik fikrini getirmiş, bu günkü Güzel Sanatlar Akademisinin de kurucusu olmuştur. Güzel Sanatlar Akademisinden yetişen ressamlar Nazmi Ziya GÜRAN empresyonizm ilkeleriyle, Mehmet Sami YETİK milli harp sahneleriyle tanınmış, İbrahim ÇALLI genç Türkiye Cumhuriyetinin sanat kurucularından olmuştur. Namık İsmail, Ruhi Avni LİFİJ,  Şevket DAĞ, Feyhaman Duran, Hikmet ONAT ülkemizin ilk resim sanatı ustalarındandır.

          

         19. yüzyılın ilk yarısından itibaren Türk resim sanatı, derinliği içeren yağlıboya resme doğru uzanan çizgide ilerlemeye devam etmiştir. "Türk Primitleri" diye de anılan ve Enderunlu amatörlerden oluşan ilk kuşağın ardından, Natüralist üslûbu benimsemiş ressamlar kuşağı gelir. Birçoğu asker kökenlidir.

           

Bu grup Batı etkileşimiyle, Türkiye'de geleneği olmayan sanat türünün kurucusudur. 1883'de Sanayii Nefise Mektebi'nin açılması, 1910'da Avrupa sınavlarının başlatılması, 1914'de "Çallı Kuşağı" olarak da anılan Empresyonist üslûpla çalışan kuşağın ardından "Osmanlı Ressamlar Cemiyeti" olarak 1908'de kurulan, 1921'de Türk Ressamlar Cemiyeti'nin girişimleri ile başlayan Resim Heykel sergileri ilk kez 1916 yıllı yaz aylarında Galatasaray Lisesi'nin resim atölyesinde açılmış ve İstanbul'un sanat yaşamına renk katmıştır. Çağdaş Türk resim sanatının gelişmesinde sanatçı gruplarının, birlik ve desteklerinin çok önemli rolü olmuştur. Köklü bir resim geleneğinin olmayışı, halk kitlelerinin üretilen sanat eserlerini değerlendiremeyişi ve sanatçıların yapıtlarını sergileyebilecekleri sanat galerilerinin bulunmayışı gibi nedenler bu tür gruplaşmalar yaratmıştır.

              

        Osmanlı Ressamlar Cemiyeti 1926'da "Türk Sanayii Nefise Birliği" ve "Güzel Sanatlar Birliği" adını alan grup modern sanat akımlarının temel taşları olarak sanat tarihindeki yerlerini alırlar. Eğitim için Almanya'ya gidip, geri dönen gençlerin oluşturdukları "Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği" 1928'de kurulmuş, çeşitli eğilimleri içinde barındırmıştır. Bu eğilimler arasında Realizm, Ekspresyonizm ve Kübizm sayılabilir. 1933'de "D Grubu"nun kurulmasıyla modern sanatın çağa uygun üslûpları da Türk resim sanatının özgün arayışlarını hızlandırmıştır.

                 Halka önderlik eden ÖZGÜRLÜKAtatürk, "çağdaşlık" olgusunun sanatla özdeş olduğu ve ulus bireylerinin çağdaşlık düzeyinde donanımı için eğitim ve sanat alanında sağlam temeller atılması gerektiği inancındaydı; "İnsanların yaşamına ve faaliyetine egemen olan güç, buluş ve yaratıcılık yeteneğidir. Buluş ve yaratıcılığı yapabilen insanların ise kesinlikle kültürlü olmaları zorunludur..."Efendiler, herkes bakan olabilir,mebus olabilir fakat sanatçı olamaz", "Sanatsız kalan bir ulusun hayat damarlarından biri kopmuş demektir." özdeyişleriyle, 1923 yılında Cumhuriyet'in ilan edilişinden 1938 tarihine kadar Türkiye Cumhuriyeti'nin sanatsal-kültürel alanlarda ve her yönü ile çağdaş bir devlet olması için çabalamıştır. 30'lu yılların başında Kemalist Devrimin ideolojisini yerleştirmek amacıyla bir yandan yerel örgütlenmelere,kitle eğitimine girişilmiş, bir yandan da bizzat Mustafa Kemal'in kişisel çabalarıyla güçlenen ve zenginleşen bir kurumlaşma başlatılmıştır. 1928 yılındaki büyük ve önemli yazı devrimlerinden, Latin kökenli yeni alfabenin öğretilmesi ve okur-yazarlık için eğitim seferberliğinden sonra Halkevleri kurulmuş ve hızla yaygınlaştırılmıştır. Atatürk'ün güzel sanatlara karşı gösterdiği büyük ilgi ile resim ilk ve orta dereceli okullarda ders olarak uygulanmaya başlanmış, yurdumuzda topluma inen ve onu saran bir sanat kolu olmuştur. Bu yıllarda sanatın ve kültürün bir devlet politikası olarak güdülenmesinin iki önemli nedeni vardı. İlki, 1930'larda bütün dünyayı etkileyen ekonomik kriz Türkiye'de Devletçiliği güçlendirmiş ve mimaride bu etken ön plana çıkmıştır. İkincisi ve önemli olanı; Cumhuriyetin geçirdiği ilk on yılın sonunda atılan yeni ve atılımcı gelişme kararları olmuştur. Atatürk bu kararları 10. yıl Nutku 'nda açık olarak şöyle belirtmiştir; "Yurdumuzu dünyanın en mamur ve en medeni memleketleri seviyesine çıkaracağız. milletimizi en geniş refah vasıta kaynaklarına sahip kılacağız. Milli kültürümüzü, muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız." demiş ve çalışmalar başlatılmıştır. Bu aşamada Atatürk'ün çağdaş medeniyetler seviyesine ulaşma ülküsü; mimariden resim sanatına, tezyini sanatlardan heykellere, edebiyattan pedagojiye kadar her alanda yol gösterici olarak benimsendi.

         1924'de resim konusunda yetiştirilmek üzere, Güzel Sanatlar Akademisinden Avrupa sınavını kazanan beş ressam Paris'e gönderildi. Bunlar Cevat Dereli (1900-1989), Mahmut Cuda (1904-1988), Refik Ekipman (1902-1974), Muhittin Sebati (1991-1935) ve Şeref Akdik (1898-1972)’dir. Akademiden ayrılıp Münih’e gidenler 1922’de Mahmut Cuda ve Ali Çelebi (1904) olmuştur. 1923’de Zeki Kocamemi (1900-1959) Türk Ocağı tarafından Münih’e gönderilmiştir. 1924 tarihinde Refik Epikman, Cevat Dereli, Mahmut Cuda, Muhittin Sebati ve Ali Karsan Paris’de Lucien Siman, Jean Pierre Laurens’in atölyelerinde yetiştiler. 1925’de onları Hale Asaf (1902-1938) izlemiştir. İlk grup sanatçılar, 1927-1928’de Türkiye’ye döndüler. Bu dönemde soyut sanat adı verilen nesnelci görünüşün ardındakini arayan yeni bir sanat ortaya çıkmıştı ve bu sanat doğalcılık, izlenimcilik, dışavurumculuk akımlarına karşı savaşım vererek kendisini kabul ettirdi. Soyut sanatın içinde sentetik kübizm, Neoplastisizm, Konstrüktivizm, süprematism gibi değişik amaçlara yönelim vardır. Türk resminde en önemli gelişme, 1928 kuşağı sanatçılarının uyguladıkları Kübizm ve Ekspresyonizm (Dışavurumculuk) sanat akımlarıyla meydana gelmiştir. Türk resminde 1927’den sonra Münih’ten dönen Zeki Kocamemi ve Ali Çelebi düşünsel eğilimleriyle, Avrupa modern sanat akımlarını, resim sanatımıza getiren iki öncü sanatçı olmuşlardır. Modern sanat akımları aynı gruptan olan Cemal Tollu (1899-1964), Refik Epikman, Muhittin Sebati ile 1924’de Paris’ten sonra Münih’te Hofman ile çalışan Hale Asaf ve daha ileri yıllarda Cevat Dereli tarafından uygulanmaya başlanılmıştır.

Günümüz sanatçıları çalışmalarını gerçekçi ve soyut olmak üzere iki yolda sürdürmektedir. Kimi sanatçılar toplumcu gerçekçilik anlayışı içinde çağımızın sorunlarını açıklarken, kimi sanatçılarda çağımızın duyarlılığını, resmin değerlerini zihinsel düzeyde soyut yoldan yansıtırlar ve sergiler açarak izleyicileriyle paylaşırlar.
-----------------------------------------------------

*http://nursen_gorsen@gmail.com
(www.gorseldil.egitimi.com)


Kaynaklar:
Türk Resim Sanatı -Celal Esat ARSEVEN
İslam Ülkelerinde Sanat-S.K.YETKİN
Atatürkçü düşünce-Atatürk Kültür Dil ve Tarih Kurumu-1992 yayını

"İdeolojik Esir"ler Ya da "Hak"lı Nesneler


      Evrensel bir çözücü olan bu sistem, bunalımlarını genelleştirerek aşmayı şuana kadar başardığı gibi, toplumsal yaşamın tüm alanlarında, ihtiyaçlarının gerektirdiği her şeyi bozarak, çözerek, değiştirip dönüştürerek, kendisine eklemleme becerisine de sahiptir. Ki, “birey” ya da “bireysel” de bunlardan biridir. Günümüzde sistem, tüm siyasal ve “ideolojik aygıtları”nı kullanarak, hem ideolojik hegemonya altına aldığı, hem de hukuken hak ve özgürlüklerle donatılmış bir nesneye dönüştürdüğü insana, “birey” demektedir. İşte sistem, yarattığı bu “birey”le, hem onu teslim almış, hem de onun istek ve özlemlerinin, toplumsal olanın önüne geçmesini sağlamıştır. Neredeyse her hak, onun için yapılan mücadeleden bağımsızlaşarak, bu mücadelenin içerisinde yer alanların da önemli bir kesimi dahil olmak üzere, toplumun büyük bir çoğunluğunun hem düzene eklemlenmesini, hem de düzenin siyasal ve ideolojik meşruluğunu olanaklı kılmıştır. Neden? Devamı için tıklayın...
 


         
    

  UMUT TÜKENMEZ    UMUDA YOLCULUK     ÇOMARIN HÜZNÜ     GÖRSEL ALGI/pastorize

             

logo_phpbb.jpg

kardes.jpg

OGRETMENİMİZ.COM  

ÖĞRETMENLER PORTALI/yeni öğretim programları egitimciyiz.jpg

 GÖRSEL DİL EĞİTİMİ 2 opbebe75.gif  ucnoktaanim.gif  

index_alt_r23_c1.jpg

resim_ogretm_16131.gif

 : nursen_gorsen@mynet.com/ gorseldil@nursence.tk             

 Sitede yayınlanan her tür eserin telif hakları ve doğabilecek sorumlulukları sahiplerine aittir.

Görsel dil'in tüm yazılı ve görsel içeriği, kaynak göstermek koşuluyla özgürce kullanılabilir.

    A T A T Ü R K     KÖŞESİ    

Kültür Ve Sanat Haberleri

TV'de Bugün
  
                                      

ataturk.jpg smuze.jpg gserg_.jpg

TIKLAYINIZ Anıtkabir Müzesindeki Rölyef ve Resimler

Bir milletin sanatı ona verdiği değerle ölçülür.

      DUYURULAR:

TÜLAY ÇELLEK

ÇOCUKLARLA MUTLU YAŞAMAYA bir rica/SEMİNER "ZİL ve TENEFFÜS" DERGİSİNE KATILIM DAVETİ Uygulamalı Eğitim Yönetimi/2. baskı

FARK YARATAN EĞİTİMCİ OLMAK/SEMİNER YARATICILIĞIN YAŞAMI/SEMİNER

YILIN FOTOĞRAFI

  MUTLULUĞUN RESMİ

  

  Şiir Seçkilerim

Flash Resimlerimden Seçkiler

   

 

   

SIRAT 

SOYUTLAMA

 

MENDİLİMDE GÜL OYA   

  HOCA'DAN ÇİZGİSEL AFORİZMALAR   

Monalisa’ dan yola çıkarak, 2 boyutla  birleştirilmiş 35 ünlü sanatçının çalışmaları-Video

   KAMPANYA/DESTEK

KAYNAK 1:

2006-2007 öğretim yılı Görsel Sanatlar Eğitimi okul öncesinden lise son sınıfa kadar yıllık ve günlük planları(Mehmet ÖCAL, Mehmet Ali ULUSU, İbrahim KAYA, Dilek Hoca planları)

2006-2007 öğretim yılı 9.10.11.12. sınıf AGSL Resim dersi, Resim sanatı ile ilgili kavram ve terimler bilgisi, fotoğraf bilgisi, yazı sanatı ve kuralları, Desen, Grafik, Heykel Sanatları yıllık planları (Mahmut TOPRAK planları)  

KAYNAK 2:

Eğitim Sunuları, E-kitaplar, 2005-2006 Yılı Görsel Sanatlar Eğitimi - Teknoloji ve Tasarım Dersi Zümre ve yıllık Planları, Resim Kulübü ve Görsel Sanatlar Dersi slayt sunuları

meb-145x60-yeni.gif DÜNYA İNSAN HAKLARI                                  ÇOCUK HAKLARI SÖZLEŞMESİ

Bir RESMİN        
düşündürdükleri
          

Gençlerde
toplumsal baskıların
yarattığı bunalım
__

Duyulmayan
anlam çığlığı
_

TARİHSEL SÜREÇTE
TOPLUMSAL YAPI______
ve SANAT ETKİLEŞİMİ
__

ANI1    ANI2

FELSEFENİN GEREKLİLİĞİ ÜZERİNE

Melih Cevdet ANDAY

……………
Köle sahipleri ekmek kaygısı çekmedikleri için felsefe yapıyorlardı,

Çünkü

Ekmeklerini köleler veriyordu onlara;

Köleler ekmek kaygısı çekmedikleri için

Felsefe yapmıyorlardı,

Çünkü

Ekmeklerini köle sahipleri veriyordu onlara.

Ve yıkıldı gitti Likya.

*****

Köleler felsefe kaygısı çekmedikleri için ekmek yapıyorlardı,

Çünkü

Felsefelerini köle sahipleri veriyordu onlara;

Felsefe sahipleri köle kaygısı çekmedikleri için ekmek yapmıyorlardı,

Çünkü

KÖLELERİNİ FELSEFE VERİYORDU ONLARA.

Ve yıkıldı gitti Likya...."

 

G  Ö  R  Ü   -   Y  O  R  U  M

mum444.gif

John Bayley's and Iris: "Irıs için anı ve ağıt" adlı kitabından eğitimin önemine ilişkin yorum:

Eğitim mutluluk getirmez. Özgürlükte öyle. Sadece özgürüz diye mutlu olmayız. Tabi özgürsek. Ya da eğitim gördük diye. Eğitim bize mutlu olduğumuzu anlamamız için gerekli araçları sunar. Gözlerimizi, kulaklarımızı açar. Işıkların nerde gizlendiğini anlatır. Herhangi bir öneme sahip bir tek özgürlüğün olduğuna bizi ikna eder.